ANALİZ-- Savaşlar ve Göç

 içinde  yaşadığımız bu yüzyılda büyük dramlar, acılar yaşanıyor.

 Gezegenin her yanında savaşlar yıkım, ölüm ve parçalanmış hayatlar meydana getiriyor.

 Savaş belasından canlarını kurtarmak isteyenler en yakın ülke sınırlarına kaçıyor.

 Savaş Göçleri diye tanımladığımız bu durumun ana sebebi emperyalizmin ekonomik çıkarlarıdır. 

 Savaşların bitmediği toprakların doğal zenginliklerini paylaşmak isteyen emperyalizm vahşet senaryosunu hayata geçirirken bu coğrafyada yüzyıllardır yaşayan insanlar tüm geçmişini, kazançlarını bırakıp kaçarken sadece canlarını kurtarmak istiyor.

Başka ülkelere sığınan bu zavallı insanlar kendi gerçeklerinden kaçarak, başka bir gerçekle yüzleşmek için bir hayal peşinden gidiyor. Çoğu zamanda savaş göçleri yeni umutları ortadan kaldırırken yine ölüm gerçeği bu insanların yakasını bırakmıyor.

Savaş göçleri sadece karadan olmuyor.

Denizler, yoluyla savaştan kaçan insanlar dalgalar arasında kayboluyor ve büyük su kütleleri insanların mezarlığı haline dönüşüyor...

Her geçen gün denizlerin birinde tekne battı ve şu kadar kişi öldü haberleri artık sıradan bir bilgi notu oluyor.

Modern ve çağdaş bir dünya modelini her defasında dillendiren Batı Dünyası böylesine bir trajediye karşı son derece duyarsız davranırken yarattıkları yıkımın ayıbın çeşitli bahanelerle ustaca örtüyor.

 Göçler tarihine baktığımızda Düzensiz göçler diye tanımlanacak yeni bir olguyla karşı karşıyayız.

‘Köprü bir ülke’ konumunda olduğumuz bu coğrafyada düzensiz göç dalgası ülkemizi ve geleceğimizi büyük bir tehlike çemberinin eşiğinde getirmiş durumunda.

Bu bağlamda Türkiye, artık etrafındaki olaylara bakan değil, hatta seyirci olmak da hiç istemiyor.

Bu yüzden en büyük göç dalgasının üzerimize geldiği Suriye topraklarında güvenli bölge inşa etmek istiyoruz. Suriye topraklarında İnsanların ülkelerinde huzurla oturabilmesi için Türkiye’nin eyleme geçmesi kaçınılmazdır.

Yoksa hem şehirlerimizde yaşanacak toplumsal olaylarla hem de denizlerimizde daha çok insan hayatını kaybedecek.

Sadece kendi coğrafyamızda değil başta ABD olmak üzere çeşitli kıtalarda buna benzer dramlar yaşanıyor. ABD Meksika sınırına inanılmaz bir duvar örüyor. Doğdukları topraklardan kaçıp kurtulabilmek için kaçak yollardan göç edebilmenin yollarını arayanların sayısı artıkça komşu ülkeler kendi iç güvenliklerine yönelik tedbir almak zorunda kalıyor..

Derin sularda kaybolanların, göçler sırasında ölümcül hastalıklara yakalan insanların günahı, vebali bugün o toprakları yönettiğini zanneden yönetimlerin boynundadır.

İnsanlık tarihinin her çağında savaşlar nedeniyle göçler yaşanmıştır.

O asırlarda yaşanan göç hikâyelerini bugün yazmaya ve ortalığı yangın yerine çevirmeye çalışan emperyaller hâlâ günümüzde yaşanan drama sırt çeviriyor...

Savaş göçleriyle komşu ülkelere gelenler ilk başlarda Yaşamak uğruna özgürlüğe gidiyorlardı ama umutları törpülenince gittikleri coğrafyalara psikolojik sorunlarını ithal etmeye başladılar.

Yüz binlerce insan ayakta kalabilmek ve yaşayabilmek uğruna kendilerini sınırların dışına atmaya çalışırken gittikleri toplum içinde uyum sorununu kolayca üzerlerinden atamıyorlar.

Değersiz yalnızlıklara terk edilmiş çocuklar, bebekler, anneler ve babaların dramına elbette içimizi incitiyor. Bebeğiyle denize düşen ve onu kaybederek çıkartılan bir annenin yüzündeki acıyı hiçbir ressam çizemez.

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi sığınma hakkını şöyle tarif ediyor...

 “Herkesin zulüm karşısında başka ülkelere sığınma ve bu ülkelerde sığınmacı işlemi görme hakkı vardır.”

Evrensel bu kurala rağmen bazı Batı ülkeleri savaş göçmenlerinin, ne sınırların dışına çıkmalarına ve ne de başka yere göç etmelerine izin vermiyor

Savaş Göçmenleri, Yurtsuzlar, yani yuvasızlar; hukuki bir statü olan mültecilik hakkını elde edebilmek için tarifsiz acılardan geçiyor...

İnsanlık, artık bu düzensiz savaş göçlerin getirdiği acılara son verecek adımları atmalı ve sorunu çözmek zorundadır.

Yoksa bu güzelim gezegen tam bir cehenneme dönebilir..

 


Yazdır